Dervişin Kaderi Veyahut Kederi

– Ey Derviş, onun yüreğinin kovuğuna yetmez senin sevgin. Dön, uğruna düşülecek başka yollar bul. Hem sen iyi yolcusundur, çölde deve, denizde yunus, semada kırlangıç gibisindir. Göreceğin nice diyar vardır, misafiri olacağın nice muhabbet, nice sessizlik vardır. Elbet göreceğin nice yalnızlıklar da vardır. Ama dön bu yol senin yolun değildir. Senin bile nihayetini göremeyeceğin bir yoldur bu. – Ey Pirim, sen derdin ki eğer bir şeyi kabullenirsen o senin kaderin, kabul etmezsen kederin olur diye. – Elbette öyledir. Sen umarsız bir sevdanın, aşkın dervişi olmuşsun. Bu umarsızlığı kabul edip, bu yoldan kaderim budur deyip dönmen senin hayrınadır. Kaderine boyun eğmek, yine seni kederlendirir lakin yalnız bir süreliğine. Sonra sana dinginlik verir, uslandırır, büyütür seni. Yok kabul etmezsen, düştüğün bu yol sana dertten, kederden ve yalnızlıktan başka hiçbir şey vermez. Sen adeta Sahra’da susuzluktan öleceğini bile bile su arıyorsun. – Sahra’da bir bitki vardır Pirim bilir misiniz? Görseniz çalı zannedersiniz, kupkurudur, çıtkırıldımdır, solmuştur, hiçbir hayat belirtisi göstermez üzerinde. Çöl fırtınalarında bir oraya, bir buraya savrulup, yuvarlanır. Sonra koca Sahra’ya bu bitki kurusu da nereden gelmiştir diye meraka dalarsınız. Oysa bu çölün yerlisidir o. Aslında kökü de vardır, ama tutunamamıştır çölün gevşek kumuna, ilk meltemde kopuvermiştir yerinden. İşte o ilk meltemden bu yana dolaşır böyle belki çeyrek asırdır, belki yarım asırdır belki de tam bir asırdır. Pirim siz bir ihtimalin imkansızlığını Sahra’da su aramak gibi diye ölçerken, bu biçimsiz kuru bitki, Sahra’nın sonsuzluğunda, serapların tuzaklarında bir ufak su birikintisi arar. Fakat Sahra’da da bahtlıysa yağmur üç-dört senede bir gökten düşer. Tüm umarı bu düşen yağmurun da su biriktirebildiği ufak bir çukura ulaşmaktır. Eğer ulaşırsa, o içine kapadığı kurumuş dallarını semaya doğru açmaya başlar yavaş yavaş. Dallarının içinde ilk kapandığı günden bu yana sakladığı tohumlar vardır ki eğer o tohumlar yıllarca fırtınalarda bir oraya bir buraya savrulup dururken yerinden çıkıp düşmemişse, üzerlerine sertçe gelen yağmur damlalarıyla yerinden çıkar. Ve o su birikintisinin içine düşmeye başlar tohumlar, gün içinde de suyun içine sızıp nemlendirdiği topraktan yemyeşil filizler çıkar. Bir kaç gün sonra da o filizler çiçek açar. Güneş yine kavurmaya başladığında ise bu küçük filizler, içine doğru kapanmaya başlar ve kurur. Bu bir tükeniş olarak gözükse de, dalların içinde oluşan yeni tohumlarla beraber yeni bir asırlık yolculuk başlamıştır. Bu bitkiye kaderini kabullen, düşme bu yollara demeyi kendine zül addetmez misin Pirim? Oysa bu kederli, ızdıraplı yolculuk onu var eden tek şeydir. – Ey Derviş yani diyorsun ki bu kupkuru bitki benim. – Evet. Yağmur peşine düştüğüm yâr, O ufak su birikintileri de yârin rüyası. Sahra içine düştüğüm aşk, Esen ilk meltem de bu aşka düştüğüm andır. Tohumlar içime gömdüğüm umutlarım, Güneş ise kasıp kavuran durmayan zamandır.

Dervişin Kaderi Veyahut Kederi
İşte yine yeniden...

İşte yine yeniden...

Blogaj'a Hoş Geldin !

Blogaj'a Hoş Geldin !

Galaksi Gezgini, 
Manfi Gezegeni Bilgi Notu

Galaksi Gezgini,
Manfi Gezegeni Bilgi Notu

Başlangıçlara...

Başlangıçlara...

Dervişin Kaderi Veyahut Kederi

Dervişin Kaderi Veyahut Kederi