İşte yine yeniden...


Yazmak bir alışkanlık ya da bağımlılık desek daha doğru olur. Yazmadan duramıyorsunuz. Hele blog yazmak, günümüz ortamında tam bir Don Kişot"luk... Bu kadar yaygın ve popüler sosyal medya araçları varken blog yazmak yel değirmenlerine savaş açmak gibi...


Bazen ara veriyorsunuz, bazen canınızı sıkıyorlar küsüyorsunuz, bazen şimdi oraları soğuktur diyerek frene basıyorsunuz, bazen de kendi kendinize iştahlanıp duruyorsunuz.


Kim okumuş, kaç kişi okumuştan ziyade blog yazarları için yazmak, aslında kişisel bir tatmin denilebilir. Yazdıkça içinizi döküyorsunuz, dostlarınızla ve kendinizle dertleşiyorsunuz...

Her platform, her yeni başlangıç yeni ufuklara yelken açmak gibi... Bazen de eski dostlar tekrar bir araya geliyorsunuz.


Sonuç olarak blog yazmak öyle göründüğü gibi kolay bir iş değil ve yazdıkların son derece sınırlı bir çevrede okunur. Aranızda kaç kişi her gün düzenli olarak blog sitelerine girer, yazı okur?

Halbuki sosyal medya öyle mi? Bir kere tamamen özgürsün, ne editör bekleme derdin var, ne yazdıklarının geri dönme olasılığı...


İstediğin an istediğin konuyla çevren ile buluşabilirsin. Gündeme dair anında yorum yapma , değerlendirme şansın var. Üstelik uzun uzun emek vermen de gerekmiyor. Ne yazım kurallarına dikkat gerekiyor, ne de giriş, gelişme, sonuç...


İstediğin kadar devrik cümle kurabilir, -de-da bitişik yazabilirsin. Hele bir de cafcaflı iki foto, bir video koydun mu tamamdır. Doğruluk, tarafsızlık, objektiflik çok önemli değil. Çamur at izi kalsın. RT ve fav uğruna istediğin yalanı atabilirsin. Çok beğeni almak için ondan bundan da aşırabilirsin.

Blog öyle mi? İnsan bir kere yazdıklarını silmeye kıyamıyor, o kadar emek vermişsin. Ayrıca sosyal medyanın gücü ile blog sitelerini kıyaslamak bile abesle iştigal. Bir yanda 7-24 jet hızıyla at koşturabileceğiniz bir alan, öte yanda emekli kıraathanesini andıran kaplumbağa hızıyla çalışan bir sistem. Ama her şeye rağmen blog yazmanın tadı da bir başka, dedik ya biraz bağımlılık gibi bir şey, yazmadan duramıyorsun işte...


Son bir benzetme ile buradaki ilk yazıma nokta koyayım. Blog siteleri mahallenin kuytu köşesinde kalmış antika dükkanları gibi, sadece arada bir meraklısı uğrar. Sosyal medya siteleri ise şehrin en işlek caddesinde görkemli mağazalar veya AVM"ler gibi...Hem havalı, hem çeşit bol, ne ararsan var...Üstelik hepsinin önünde "gel vatandaş gel" diyen tezgahtarları var. Görmesen bile ne sattıklarını duyarsın.


İşte yine yeniden...Başlıyoruz.

Tüm dostlara selam olsun...

90 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Merhaba;