İçbükey

En son güncellendiği tarih: May 14

İnsanı bitkin, kararsız ve solgun bırakan tüm diğer şeyler…

Neydi onların adı, kimdiler? Bunca şeyin kime dönüşmesi hangi talihsiz anı işaret eder? Adımların senden kopuk, sendeleyişlerin kaçınılmaz. Hangi girdabın önündeki engel seni yutmaya yeter? Boğulacaksın ve her birine küfrün biri bin para olacak.

Sakın kendini, dik tut, yenilme hırsına, kendine bunu borçlusun. Öfkeni sindir, seni ezmesine izin verme. Düşün sıkça, düşünürken yakala kendini nizam terazisi başında.

Değil midir yalnızca kendinin görebildiği ikinci bir göz kapağı tanrı vergisi sana bu düş sever haller? Sorular soruyorlar, cevapların tatmin etmeyecek hiçbirini. Aldırma yürüme üstlerine, bırak onları bırak hepsini kendi hallerine. Dokunma suya, sabuna, çirkefe. Yürü git kendi doğru bildiğin yolunda. Kimseyi duyma, kimseyi görme.

Contası bozuk sürekli damlatan, sinir bozan musluklar gibi beyhude akan zamanın ve artık durduramadığın yine de bir nebze prangalı sayılan ruhunun dışavurumu gözyaşların. Bunlar seni teselliye yetmeyecek, zaten sen teselli peşinde bir aptal değilsin. Bırak kuklaları ve efendiçeleri kendi hallerinde tatminsiz yaşasın. İhtiyacın yok senin…

Şehir şebekesine arsenik karışan, yavaş bir ölümü bir dava uğrunda ölmeye evla sanan uyuşukları kazı hayatından. Bu değil senin kendinde arzuladığın! Hayır demeyi bilememenin mükafatıdır sana tüm bu çam kozalağı misali yerlerden topladığın inancın. Gökkubeye değecek öfken ve insanı ısıtmaya aciz akşam güneşine eş değer yarım yamalak itikadın. Utanılası, eksik ve hep nefretle anılmaya aday olmadı mı adın, hatırla? Söyle en son ne zaman tükenişine şahit bir dostun tarafından gaflet uykundan uyandırıldın? Kaldır kendini yerden, düşmek bırak onlara kalsın…

Yalnızca görmen, yalnızca bilmen ve yalnızca sevmen gereken kadarıyla sınırlandırılmış beher ölçülerde tüm hissiyatın. Hevesin kursağında kalmadan, gönlünce neyi yaşadın? Hep geç kalanlarla rastlaştın, hep gitti gideceklere adadın ruhunu, söyle ne kazandın? Az olanı çoğaltamayıp sürekli kendi kredinden yediğin özgürlüğün ve sabrın kaldı elinde, bir parçacık. Kördü vicdan dediğin başkasında, torpilli dostlarını kayırdılar senin yerine dünya karşısında. Sende dilek taşı, onda biley taşıdır varoluşun paslı tadı. Bu yüzden bozuktu zembereği aşkın, bu yüzden hep yalana mecburdu alnı mühürlü kölesi çıplaklığın…

Biliyorum ben hiç anlatma…

Bir elinde iğne bir elinde çuvaldız. Kimdi bunun ikincil sahibi? İyisi mi sapla kendine diyorlar hep bir ağızdan, suçlu yalnız senmişsin gibi. Oysa senin aklında iğneyi çuvaldızdan geçirme fikri. Çivi çiviyi söker böyle bir şey miydi, sorsana? Bak ne diyor, bir kabahatin karşılığı affediş olmamalı. Haklı, ruh yücelmiyor yanlışa yanlış demeyince. Bu seni daha fazla bağlıyor. Bir zaman sonra yanlışı seven olmakla kutsuyorsun kendini. Arkasında durmayı bilmediğin hataların değil, sineye çektiklerin zehirliyor seni. Bir adım, bir adım, sonra daha büyük bir adım. Uyanışın kendinden uzaklaşmak oluyor. Vardığın yerde seni bekleyen de yok. Ah utanılası ortada kalışların! Sen affetmekten usandın, o aynı yanlışı yapmaktan bıkmadı. Sus kimseye sitem etme, ne yaptıysan sen kendine yaptın.

Göklere yükseldiğin yer, yere çakıldığınla aynı yer olmuyor, neydi bu teorinin adı, hay Allah yine unuttun. Dünya nasılda aptal, altından akıp giderken seni kendine bağladığını sanan herkes gibi. Oysa bıkmışsın her şeyden, bağların verdiği ıslaklık ve dokunmaktan korktuğunla çepeçevre sarmalanmışsın hepsi bu. Her şeyin, her bağın, her minnetin bir adı olması mı gerekli? Anlatamıyorsun, anlatma zaten. Bırak her şey herkesin anladığı gibi kalsın.

Sana borcu var dünyanın ödemeye imtina ettiği. Ne bekledin hayattan, ne aldın, ne kadarı kaldı elinde? Yeterli bir pay mıydı sana lütfettikleri. Mutlu musun kazandığın, karanlıkla? Git yapış yakalarına, sen yapamazsın. Kabul et, gemisini yürüten kaptanlar, lafla yürüyen karaya kıçı çakılı gemiler. Aslında görmüyorsun, aynılar…

Hep ulaşılamayacak raflara dizilmiş kavanoz dibinde kendine kadar hayallerin. Kimse merak etmedi tüm bunları, sen biriktirdin oysa dişinden tırnağından, uykundan arttıra arttıra. Tek bir şey varsa bu hayatta benim diyebileceğin, hayallerindi, git yaşa. Yaşayamadın ama.

Ulaşamadığına yetişemedikçe kırdın hepsini bu yüzden. Nerede benim hakkım feryadını duymadı kimse, önemsemedi. Kırmakla iyi yaptım dediğin camların üstünden içten içe tövbe edip yürümedin mi? Adalet buradaydı kendine biçtiğin. Çünkü sen hep şuna inandın, herkes içinde taşırdı, kendi kendine yetecek kadar adaleti.

Ne çok yanlışın varmış gördün mü, kendine yetmeyen fazlanı başkasına verdin. Kendinden çok sevdin, kendine duyduğun güvenin mislini başkasına heba ettin. Kimseye gücün yetmedi, kendine ceza verdin. Kendini özlemle böylesine bekledin mi? Hiç sarılamadıklarına hırsla kendine sarılsaydın ya.

Haklılar sus, sakın kendine acıyıp ağlama. Bunca yanlışı çok doğrusun diye mi yanına yaraşır sandın? Asıl yanlış sendin, kimse seni doğrusun diye sevmedi. Herkes kendisi yanında sırıtmasın diye sana geldi. Hakkın yok bağırmaya.

Bir sır vereyim sana, hani derler ya insan kendini zor affeder diye. Hayır, insan en çabuk kendini affeder. Binlerce bahane sıralarım sana aydınlansın diye yüzün. Affet, kendinle şu geciken barışı imzala.

Yine de taşı kendince merhamet ve adalet. Ama sür atını umursamazca onların çıkmaya cesaret edemeyeceği yollara. Kaldır güzel başını, tüm ifadeni, tüm hafızanı ve tüm öfkeli hüznü sil yüzünden.

Şimdi en büyük cezayı kes onlara… Ve sana yapılanı asla unutma…


36 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör